Müjde’nin Hastane Çantası
29 Ağustos 2017
Ek Gıdaya Geçiş Serüvenimiz
6 Şubat 2018

Müjde’nin Kırk Uçurması

Ve kızım 40 günlük oldu..
İyi kötü bir kırk günü geride bıraktık ve ben her zaman olduğu gibi gayet geleneksel bir kırk yıkaması ile kırk uçurması yaptım. Yaptıklarımı an an paylaştım ancak blogda da hepsini bir arada yazmak lazım derim!
Ben gelenekleri seven bir kadınım. Batıl inancım hiç yoktur, nazara bile hiç inanmam ancak eski usul denilen ananevi şeylere bayılırım. Tamamen keyif işi yani 🙂
Kızımın kırkı için de bilinen inanılan her şeyi uyguladım. Oh mis gibi de oldu, ona güzel bir anı kaldı.

 

 

Öncelikle ailenin kırk yıkaması konusunda tecrübeli olan büyüğü, eşimin anneannesini, yıkama için kırkıncı gün eve davet ettim. Sadece onu değil, aile bireylerinin geri kalanını da çağırdım. Gelirken sağ olsunlar banyo için gerekli şeyleri tedarik ederek geldiler. Yani, kırk çeşit bitki, kırk çeşit taş…

 

 

 

 

 

 

bu kırk çeşit rengarenk bitki ve taşı iyice yıkadık. Merlin’in küvetini salonun ortasına getirdik, kovasında banyo suyunu hazırlayıp bu kırk bitki ile taşı içine attık. Ayrıca bu banyo suyuna anne ve babanın altın nikah yüzükleri, bir adet gümüş nesne, bir nazar boncuğu ve para da atılırmış, onları da attık. Anneannemiz kırk dua okuyarak (hangi duayı okuduğunu bilmiyorum, sormadığımı şimdi fark ettim) küçük bir cezve ile Merlin’in üzerine bu banyo suyundan kırk kez döktü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir kenarda ayrı kaplarda tuz, reyhan ve bal hazırlamıştık. Kırk su dökmenin ardından önce tuzlu suyu kol altlarına, ayaklarına, boynuna, kasıklarına, avuçlarına süre süre bu su ile bir küçük yıkadık. Bu bebeğin büyüyünce ter kokmaması içinmiş. Sonra bunu durulayıp bu kez reyhanlı su ile yıkadık. Bu da misler gibi koksun diyedir. Sonra onu da durulayıp en son vücuduna bal sürdük. Bu da kendi de dili de tatlı olsun diye sürülüyor. Kız benim olduğu için tatlı olması konusunda bir şüphem yok ama dedim ya, gelenekleri seviyorum 🙂

Sonra bu merasimlerin hepsi bitince Merlin’i bir güzel şampuanla sabunla yıkadık, en yeni elbiselerini giydirdik. Gelenlere annesinin elleriyle yaptığı keki böreği çayı ikram ettik, iyi dilekleri ve duaları topladıkkkk ve bebeğin kırklanması bitmiş oldu.

 

 

 

 

 

 

 

Gelelim annenin kırklanmasına.
Bende çok bir şey yok 🙂 bebekten kalan bitkili ve taşlı suyu kendi banyo suyuma katıp en son durulanmamı bu mis gibi ot ve çiçek kokan su ile yaptım, oldu bitti. Öyleymiş yani ben kendi kafamdan yapmadım 🙂
Bu şekilde bebek yenidoğan olmaktan ben lohusa olmaktan çıktık (sözde) !

Duruuunnn bitmedi! Bir de kırk uçurması var bu işin dediler. Dedik nasıldır kırk uçurmak, tabii ben geleneksel kadın her şeyi okuyup herkese sormaz mıyım?
Dediler ki kırkıncı gün en güzel elbiselerini giydirip mutlaka gezmeye götüreceksiniz. Gittiğiniz kişi; yüksek katta oturan, zengin, mevkii sahibi, toplum tarafından çok sevilen sayılan biri olmalı. Dedim tanıyorum, bu benim babam! 🙂
Velhasılı kelam, Merlin’i dedesinin elini öpmeye götürdük o akşam.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gittiğimiz evden alacaklarımız vardı. Un (saçları un gibi bembeyaz olana kadar uzun ömrü olsun diye) yumurta (bereketli hayatı olsun diye) pirinç (şansı bol olsun diye) şeker (tatlı olsun, ağzının tadı hiç bozulmasın diye) para (bol kazançlı olsun, iyi yerlere gelsin diye) aldık.
Dedemiz de maşallah hakkını vermiş paketin. Bir çimdik un, şeker istedik kiloyla verdiler 🙂 para istedik altınla verdiler! Allah razı olsun, doğru adrese gelmişiz 🙂
Evetttt biz böylece kırkımızı uçurduk arkadaşlar. Umarım ihtiyacı olanlara yol gösterir.
Güzel kızımın kırkı hayırlı, ömrü tatlı ve şanslı, bahtı açık olsun.